23 Aralık 2014 Salı

DEVRELERİM YANIYOR HİSSEDİYORUM

Devrelerim yanıyor hissediyorum. Ara sıra cazırt cuzurt sesler çıkartıyor. Aslında her şey çok yolunda ve çok rahat. NiL zor bir bebek değil. Her ortama ve her duruma uyum sağlıyor. Sorun onda değil sorun bende. Beynimi iki parçaya bölemiyorum. Zaten odaklanma sorunum vardı. Kitap okurken müzik dinleyemem,yemek yerken de konuşamam (odaklanmak değil de oburluktan olabilir bu durum emin olamadım bak şimdi) Mutfakta bir yandan yemek yapıp bir yandan misafiriyle sohbet eden insanlara oldum olası özenmişimdir. Ben bunu yapmaya çalıştığımda muhabbete odaklansam yapmaya çalıştığım yemek saçma bir şey olur, yemeğe odaklansam karşımdakini dinliyormuş gibi yaparım ama dinleyemem sonra bir soru sorduğunda rezil olurum. Bir de çılgın bediş gibiyim bir işle uğraşırken hep hayaller kurarım öyle bir dalarım ki içine yanımdan biri geçerken dizi çıtlasa çığlık atarım sonra pof hayaller patlar havada. Bu sorunumu çok önemsemiyordum önceleri öyle yaşayıp gidiyordum ama NiL doğduktan sonra kendime bir çeki düzen vermem gerektiğini düşündüm. Artık daha pratik olmalıydım ve hafızamı daha da güçlendirmeliydim Et,balık pek yemezdim yemeye çalışıyorum artık, yiyemediğimde b12 veya omega alıp destekliyorum.  Ama bazen bu hapları almam gerektiğini de unutuyorum. Cenk diyor ki "alarm kur", e tamam kurayım ama alarm çaldığında müsait olmuyorum genelde ya NiL'i emziriyor oluyorum,ya ZaZ'ı gezdiriyor oluyorum  ya da başka bir şey ve yine unutuyorum. NiL doğduktan sonra bu durum iyice tavan yaptı. Artık hayal kurmuyorum artık kafamda sürekli NiL var. Geçen gün kirli sepetini çamaşır makinesi yerine klozetin kapağını açıp içine boşaltıyordum nerdeyse işte o an devrelerim çok fena cazırdadı da ayıldım. Çay şekerini buzluğa koyup,ütüyü mutfak dolabına koymaya çalıştığımda da cızt cazt cuzt diye kafamdan dumanlar çıktı hep.  Artık okuduğum her şey çocuk yetiştirmekle ilgili. Bu kadar okumaya prof olmam lazımdı ama okuduğumu unutuyorum sonra yine okuyorum ve sonra yine.Sonra 30 kere okuduğum şeyi biri bana anlattığında "Ay ben bunu bir yerden hatırlıyorum" diyorum.Sonra birine bir akıl vereceğim "O öyle yapılmıyor bir kerem" diyorum,"Nasıl yapılıyor peki?" diye soruyor karşı taraf "Nasıl yapıldığını unuttum ama öyle yapılmadığını biliyorum" Hani yani bilgiliyim ama bir amaca hizmet etmiyorum :)
İşte böyle büyüyecek bu çocuk benimde devrelerim cazırdayacak. kafamdan dumanlar çıkacak,ilaç içmeyi unutmaktan bir kutu ilacı 2 senede bitiricem bir bakmışız NiL 2 yaşına gelmiş ben hala 9. ay ek besinleri okuyorum "Balığı haftada kaç gün veriyorduk yeaaaa" diye bakınıyorum,montessori sayfalarında bebeklerin parmak kaslarını geliştirecek oyunları araştırıyorum hala ama bu arada NiL büyümüş parmak kaslarını ıpad'de oyun oynayarak yeterince kaslı parmaklar edinmiş. Amaaaan hepimiz nasıl büyüdük bu çocukta öyle büyüyecek ben cazırt cuzurt edeceğim, o da bir ileri bir geri büyüyecek işte üstüme gelmeyiiiiin kirli çamaşırları klozete atmadığıma şükredin saksı değilim ben anayım, anaların devreleri ara sıra yanar. Siz yine de en çok bana sorun, beyin jimnastiği oluyor bana da ;)

Sanırım onun da devreler yanıyor ara sıra,tipi kes :)


20 Aralık 2014 Cumartesi

ANASININ KIZI MI,BABASININ KIZI MI?

Bebeğimiz doğalı 8.5 ay oldu ve doğduğu günden beri hep aynı tartışma. Bu çocuk kime benziyor? Tabii ki bana benziyor ama bunu gel de Cenk'e anlat kendisine benzediğini iddia ediyor. Sürekli birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz bu konuda ama nafile. Artık her misafir bizim bu tartışmamıza dahil oluyor. Ben sonucu bildiğim için hiç sesimi çıkarmıyorum ve mütevazi bir şekilde bekliyorum yorumları. Tabii ki NiL'i ilk gören herkes "Zeynep aynı sen" diyor ve bunu Cenk hep duymamazlıktan geliyor. Ben de rica ediyorum herkesten "Babasına söyler misiniz bunu" diyorum. Bunu duyduğu zaman hemen telefonunu çıkarıp kendi bebeklik fotoğrafını gösteriyor ve NiL'i bana benzeten herkesi kendi tarafına topluyor istisnasız. Yani göz var nizam var ilk görüşte herkes sana benziyor bu çocuk derken tek bir kare bebeklik fotoğrafıyla bunu nasıl başarıyor. Tamam bir takım özelliklerini ondan da almış ama anasının kızı bu çocuk babasının kızı değil bence. Hep söylerim "Annesi bakışlı babası gülüşlü kız" diye. Ama o kadar sadece gülüşü benziyor onun dışında kaş,göz burun,saçlarının rengi,kafasının şekli,bakışları her şeyi ben. Benim doğru dürüst bebeklik fotoğrafım olmadığı için bu durumu onun gibi ispat edemiyorum ama saçları uzasın NiL'in işte o zaman Cenk'in o tek kare bebek fotoğrafı hiçbir işe yaramayacak bundan eminim. Şimdi buradan duyarlı Türk halkına seslenmek istiyorum,elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin bu kız anasının kızı mı babasının kızı mı?

Anasının Kızı





















Babasının kızı





















Ve Cenk'in meşhur bebeklik fotoğrafı


18 Aralık 2014 Perşembe

Doğum Yaptığım Hastane,Doktorum ve Çocuk Doktorumuz (EN ÇOK BANA SORULANLAR 4)

Doğumum yaptığım hastane Central Hospital;
*Evime yakın olması
*Bebek yoğun bakımının olması
*Özel hastane fiyatlarına göre fiyatlarının uygun olması 
(2014'te zorunlu sezeryan'la doğum yaptım. Doğum:2000 TL Muayene Ücretleri:60 TL( SSK )
*Hastanenin ferah,bakımlı ve temiz olması
*Birçok arkadaşımın doğum yapıp memnun kalarak önermesi
*Bebek dostu hastane seçilmiş olması
*Odaların yeterli genişlikte olması
*Hastane personelinin güleryüzlü olmaları ve her soruna çözüm bulmaları
*Başhemşirenin ve bebek hemşirelerinin sabaha kadar her yardım isteğimizde pozitif enerjileriyle yardımcı olmaları
*Randevularımı whatsappla almak telefonla bir yerlere bağlanıp almaktan daha rahat
*Hamileliğimde hastanenin ücretsiz annelik ve babalık eğitimi vermesi 
(Dolu dolu ve çok keyifli bir seminerdi)


Kadın Doğum Doktorum Fatmanur Hacıbaloğlu;
*Arkadaşımın doğum yapıp tavsiyesi üzerine
*Pozitif enerjili
*Oldukça kibar ve ince bir insan olması
*Sakin olması ve beni de sakinleştirmesi
*Tüm sorularıma açıklayıcı cevaplar vermesi
*Çok yoğun bir doktor olmasına rağmen beni aceleyle odadan göndermemesi tatmin edici bir zaman ayırıp ve aklımda soru işaretleriyle çıkmamam
*Kendisini telefonla aradığımda bile konuya hakim olup aynı samimiyetle cevap vermesi
*Hamileliğimde çok kilo aldığım için bir tek onun yanında tartıya çıkmaktan korkuyordum,kızıyordu bana ama sonuna kadar da haklıydı :)
*Eli hafiftir :)
*Doğum videosunu sonradan izlediğimde gördüm;bebeğimi karnımdan çıkarırken "Allah'ım sen koru" deyip çıkarması onu daha da özel kılıyor

Çocuk Doktorumuz Gonca Özmen;
*Arkadaşımızın referansı
*Tecrübesi
*Bütün saçma sorularıma sabırla cevap vermesi :)
*Kendisine her zaman ulaşabilmem telefonlarımı ve mesajlarımı yanıtsız bırakmaması
*Soğukkanlı açıklamalarıyla beni endişelendirmemesi
*Ne kadar yoğun olursa olsun bizimle sohbet edip bebeği sevmek için zaman ayırması samimiyetini gösteriyor


Not: Ben de hamileyken nerede doğum yapacağım,hangi doktor daha iyi,kendimi ve bebeğimi hangi doktora emanet etmeliyimi çok araştırmıştım internetten ama tatmin edici bir bilgiye ulaşamamıştım. Bu benim tecrübemdir,memnuniyetimdir. Başkasına aynı şekilde hitap eder etmez bilemem. Sadece en ufak sorunda ortalığı ayağa kaldıran biri olarak bu hastanede hiç sorun yaşamamış olmam bence iyi bir referanstır. Umarım hep böyle gider ama aksi bir durum yaşarsam onu da yazarım.Bilginize...



15 Aralık 2014 Pazartesi

ANNE OLUNCA ANLADIM...

Şu an o kadar huzurluyum ki bebeğim sürekli yanımda,kollarımda,kucağımda,uyuduğu zaman yatağında,oynarken gözümün önünde,yediği her şeyi ben hazırlıyorum,ne zaman ne kadar ne yiyecek,kaçta uyuyacak ben karar veriyorum ve benim sevdiğim insanlar seviyor,kokluyor kuzumu. Evet şu an gerçekten huzurluyum ama peki ya sonra? Hani büyüyünce? Ve daha çok büyüyünce? Hani beni yanında istemeyeceği o zaman gelince?
Annem hep derdi "Beni anne olunca anlayacaksın" diye. Ben de "Ben senin gibi anne olmam,rahat olurum" derdim.Oysa nasıl rahatsızım şimdiden geleceği düşünerek. Offff ya bu nasıl bir zincirdir? Annelik nasıl bir ruh hastalığıdır? Bu kördüğümü bir yerde çözemiyor muyuz? Maalesef anne olunca anladım, daha önceden anlasaydım onu bu kadar yormazdım. Kendi gençliğimi hatırladığımda annemin 9 canlı olduğu sonucunu çıkarıyorum çünkü benim, benim gibi çocuğum olsa çoktan kalpten gitmiştim. Allah ona uzun ömür versin (amin) Biliyorum ki benim anneme yaşattıklarımı kızım da bana yaşatacak,kızım da benim gibi koç burcu,bir nevi asi gençliğin lideri olacak. Aayyyy çok korkuyorum. Hiç hazır değilim buna. Ne yapsam da bu döngü dursa, böyle saltanat gibi devam etmese.
Tek başına ilk ne zaman dışarı çıkacak ve ben o sırada hangi sakinleştirici ilacı alıp bekleyeceğim onu camın önünde acaba? Ya söylediği saatte gelmezse,ya şarjı biterse? Eyvah ya başına bir iş geldiyse? Ben orada kalp krizi geçirme olasılığını yaşarken o eve geldiğinde " Of anne ya amma abartıyorsun çocuk muyuz geldik işte" diye gevrek gevrek konuşacak bir de benle hadsiiiiz. Valla terliği fırlatırım ağzının ortasına. Demek ki anne olunca klasik terlik döngüsü de bu noktada devreye giriyor.
Sonra acaba ben mis gibi etli nohut,tereyağlı pilav yanına ev turşusu açmış onu beklerken, o dışarıda ne eti olduğu belli olmayan sosisli sandviç mi yiyecek,yoksa 138 kere aynı yağda kızartılmış hiçbir besin değeri olmayan patso denilen ekmek arası patates kızartması mı? (lisedeyken ne gömerdim bunlardan haaaa) Valla sabah kahvaltı da dayarım akşam yemediği etli nohutu,sarımsaklı turşuyu bir daha aç mı geliyor tok mu geliyor görüşürüz kendisiyle.
Bir de acaba hangi zibidilerle arkadaş olacak? Saçma sapan gereksiz tipler olursa ya etrafında. Bir de ben onlarla arkadaşlık etme dediğimde asi teenage başkaldırısıyla bana tavır alacak falan. Teeeeey sen kime tavır alıyon kızım sen gelirken ben o yolu 50 kere voltaladım,ben sana bir tavır alırım daha 5. dakikada "Anneee yeter artık konuş benimle"diye etrafımda tam tam dansı yaparak dönersin.
Ya düşündüm de korkacak bir şey yokmuş beaaaa, ben bu veledin hakkından gelirim haaa. Gelirim di mi? Gelirim herhalde yaaa.
Ne olursa olsun çok zor geliyor. Bir yandan özgür bir birey yetiştirmeye çalışıp, bir yandan her ihtimali düşünüp müdahale etmek için pusuda beklemek. Bir yandan başına bir şey gelir mi korkusunu yaşarken, bir yandan "Tek başına yapabilirsin" diye onu yüreklendirmek. Bir yandan büyümesine şahit olmak isteyip, bir yandan hep kollarımda,kucağımda olmasını istemek...Ve sanırım bu zincir hiç kırılmayacak o da beni "Anne olunca anlayacak"...
Not: 8.5 aylık bebe için bugün burada bir yazı yazıp son cümlesini de "O da beni anne olunca anlayacak" diye yazmak da işin başka açıdan hastalıklı bir boyutu olsa gerek, bekleseydim de 1 yaşını doldursaydı bari bebe :)


                                                                     
                     Annem ve Kızım :)  Anne Olunca Anlarsın Saltanatlığının Platin Üyeleri






11 Aralık 2014 Perşembe

DOĞUŞTAN FENOMEN BEBEK NiL :)

Bebekleri oldum olası hep uzaktan severdim. Dokunmaya kıyamazdım. Zaten dokunmatik bir insan da değilim sevgimi dokunarak,öperek gösteremem ben. Dayanamadığım tek bir şey vardı bebeklerde,dokunmadan,koklamadan duramadığım; o da bebek ayaklarıııııııı :)
Bence bir bebeğin en sevilesi,en tapılası,en koklanası yerleridir ayakları. Kimin bebeğini görsem "Ayyy bir çorabını çıkarsanız da baksam,koklasam biraz" derdim. Sonunda ayaklarını doyasıya koklayıp öpebileceğim bir bebeğim oldu. Allahııııım o nasıl bir kokudur, do-ya-mı-yo-rum! Ya o parmaklar bezelye taneleri,hatta süt mısır taneleri resmen. Her altını değiştirme seansımızda dakikalarca ayaklarını öpüyorum,kokluyorum kendimden geçiyorum çocuk ilk başta eğleniyordu bu durumla ama ben abartıp uzatınca sıkılmaya başladı çekiyor artık ayaklarını benden. Ne zamana kadar böyle gidecek bilmiyorum. Bir yerden sonra muhtemelen koklanmaz 15'inde asi bir teenage kız ne ayaklarını bana koklatır, ne de ben koklarım herhalde o koca ayakları. "Anne eskisi gibi ayaklarımı koklasana" dese bile "Utanmıyor musun sen annenin burnuna ayağını sokmayı haddini bil " derim. Vay bea 15 senede ne çok şey değişecek; demek ki bugün doyamadığım ayaklara o zaman kızacağım. Ben hatırlıyorum annem de minikken ayaklarımızı öper,severdi.Biz kaç yaşına gelince vazgeçti mis kokulu ayaklarımızdan acaba? Gerçi ben  ergenken "Offf anne artık bırak ayaklarımı koklamayı" dediğimi hatırlıyorum. Genetik demek biz de bu ayak sempatizanlığı ama belli bir yaşta bırakılıyor. O yüzden hastalıklı mıyım bu konuda diye kendi üstüme çok düşmüyorum tadını çıkarıyorum şu sıra köfte ayakların.
Bir de benim kızımın bir özelliği var. Sol ayağının altında doğum lekesi var twitter kuşu şeklinde. Onu çok özel kılıyor o leke ve onun o kuşlu ayağının adım attığı her yere şans,bereket gelecek diye inanıyorum. O yüzden bir an önce yürüyüp test etmem lazım o yürüdüğünde parayı bulursam eğer bütün fakirhaneleri gezdireceğim ona. "Napalım kızım senin de misyonun buymuş" diyeceğim ve dünyayı dolaşacağız kızımla. Dünyaya bolluk,bereket getireceğiz adım adım. Bir işe yaramazsa kuş lekeli ayak, parka götürür getiririm artık,"Napalım benim de misyonum buymuş" derim.
Şimdi o ayakta o leke nasıl oldu? Herkes bana soruyor;"Hamileyken canın birşey çekti de yiyemedin mi,birşey aşırdın da sonra elini oraya mı sürdün? diye. Allah aşkına hamileyken canım kuş mu çekecek ya da kuş çalıp ayağıma mı süreceğim? Bu ne ya, psikopat hamile miyim ben? Bu inançlar doğrultusunda ilerlersek o lekeyi oluşturabilecek tek bir ihtimal var, zorlarsak ona yorabiliriz. Ben 31 Mart 2014'te doğum yaptım. 30 Mart'ta seçim vardı ve o seçimden 1 hafta önce twitter'a girmek
yasaklanmıştı. Ben de gündemi hep oradan takip ediyordum. Bir hamile olarak canım twitter çekiyordu ve ben twittera giremiyordum, hamileliğimin son haftasında da ayaklarım çok şişmişti ve ağrıyordu sürekli ayaklarımı ovalıyordum. Sonuç kızımın ayağının altında twitter kuşu lekesi var. Benim gibi bu kadar sosyal medya meraklısı birinin bebeğinde de sosyal medya logolu doğum lekesi çıkması sanki doğal gibi. Acaba kızım bir twitter fenomeni mi olacak? Profil fotoğrafı da hazır şimdiden ama o vakte kadar twitter fenomeni mi kalır, twitteri satın alsın mümkünse! Hani yani mümkünse yoksa problem değil ben koklarım yine belli bir yaşa kadar o pamuk ayakları :)



9 Aralık 2014 Salı

Bebeklerde Kabızlık Sorunsalı ( EN ÇOK BANA SORULANLAR 3 )



İlk 3 ay her şey normaldi. Bebeğimin dışkılamasında bir sorun yoktu. Çevreden çok duyuyordum. "Bebeğim kabız oldu,3 gündür-5 gündür dışarı çıkmıyor" diyenleri ama ben yaşamam gibi geliyordu bu sorunu. Çünkü anne sütü alıyordu sadece ve ben yediklerime,içtiklerime çok dikkat ediyordum. Ne kadar dikkat etsem de biz de 4. ayımızda maalesef bu durumu yaşadık. 2 gün sürdü ilk başta çok önemsemedim sonra 3 gün sürünce tedirgin oldum bir sonra ki sefer 5 gün sürdü. Bu aralarda tabii ben sağdan soldan duyduklarımı yapıyorum. Kulak çubuğunu zeytinyağına batırıp poposunu hafifçe uyarıyorum ve de emziğini zeytinyağına batırıyorum. 2 günde bir 3 günde bir öyle çıkartıyorum Ayağına özel yağlarla masajlar yaptım ama o pek fayda etmedi. Bacaklarını sürekli karnına doğru bastırıp çekiyorum. Canı acıyacak diye fitil kullanmaktan korkuyordum, zeytinyağıyla çözerim hep sanıyordum ama 5 gün sürünce en son doktora gittim. Bir daha asla 3 günden daha fazla beklemememi söyledi ve gliserinli bir fitil olan Kansuk'u verdi bana. Korkmayın bir zararı yok rahatça kullanın,dışarı çıkmaması daha büyük sorun olur dedi. Ben de fitili küçülterek,incelterek yarısını kullandım yine zeytinyağına batırarak. İlk başlarda 3 günde bir böyle dışarı çıkıyordu. Sonra nolduysa kendiliğinden düzeldi. Ya da soya sütü mucizesi. O sıralarda soya sütünün anne sütünün kalitesini arttırdığını ve bebeğin zekasının gelişmesine yol açtığını okumuştum bir yerde. Ben ne zaman her gün soya sütü tüketmeye başladım onun bağırsakları çalışmaya başladı. Tesadüf mü bilemiyorum. Bir daha bu sorunu yaşamadık taa ki ek besinlere geçinceye kadar 6 aydan sonra ilk ek besinlere geçişte kısa bir dönem daha bu durumu yaşadık ama yine 1-2 kere fitil kullandıktan sonra kendiliğinden çözüldü. Ve artık gayet sağlıklı çalışıyor minik bağırsaklar ;)

Bebeğimde kabızlık sorununu çözerken işe yarayanlar;

*Zeytinyağı
*Gliserin Kansuk Fitil
*Soya sütü









BİR BAŞKADIR BABA ÖZENİ

Hamileliğimin son ayları bebeğime hazırlık yaparak geçti hep. En sevdiğim hazırlık aşaması da o minnak kıyafetleri yıkayıp,ütüleyip,katlayıp dolabını hazırlamaktı. Sürekli hayal kuruyordum; "Karnımdan çıkınca bunları mı giyecek, ayyyy bu minicik şeylerin içi dolacak mı?" Hatta abartıp tulumunu kucağımda bebek tutuyormuş gibi tutuyordum nasıl duruyor kucağımda diye bakıyordum aynada bir de :) Çok keyifliydi hala da keyifli onun mis kokulu çamaşırlarını yıkayıp ütülemekten zevk alıyorum.
Her anne gibi ben de bebeğimin çamaşırlarını anti alerjik deterjan ve yumuşatıcılarla yıkıyorum. Bebeklerin cildi oldukça narin, yararlı mikroorganizmaların oluşturduğu cilt florası onlarda henüz olmadığı için vücudunu zararlı etkilerden koruyamıyor ve de bebeklerin cildi bizlerin ciltlerine göre 3 kat daha fazla emici olduğu için kimyasallara ve mikroplara karşı daha hassaslar. Bunun bilincinde bir anne olarak gereken özeni gösteriyorum. 
Bir gün yine çamaşırları yıkadım,mis oldular. Genelde makinenin kurutma kısmını kullanıyorum kuruturken ama o gün açmayı unutmuşum. Tam asacaktım çamaşırları NiL'i emzirme vaktim geldi ben de Cenk'ten rica ettim. Çamaşırları kaloriferlerin üstüne koymasını istedim. O da halletti diye düşünüyorum ben de NiL'le ilgilenmeye devam ettim,oyun oynadık, mamasını yedirdim,uyuttum falan. Ardından ben de uyudum. Ertesi sabah kalktık bir de ne göreyim. Çamaşırlar evet kaloriferlerde ama nasıl??? Kaloriferlerin üstü dolmuş, yer kalmamış, artan çamaşırları da hani hiç bez girmeyen tozlu kalorifer peteklerinin araları vardır ya oralara sıkıştırmış. Hem de dibine kadar sıkıştırmış. Ya benim elim girmiyor oralara sen nasıl sokuşturdun onları oraya be adam? O tozlu petek araları benim kızımın çamaşırlarıyla dolu. Bir de yukarıdan aşağıya kadar dizmiş onları. Onları görünce beynimden vurulmuşa döndüm. "İnanmıyorum sanaaaa, nasıl yaparsın bunu? Nasıl, nasıl, nasıl?" Bir yandan bağırıyorum bir yandan incik cincik aralara sıkıştırdığı çamaşırları çıkartmaya çalışıyorum. Cenk gayet sakin "Napim yer kalmamıştı?" dedi "Yer kalmadıysa çamaşır askısına asabilirdin,ben onun çamaşırlarını antialerjik deterjanlarla yıkıyorum senin yaptığın işe bak" dedim. "Abartıyorsun bence, çıkart onları bir çırp,silkele birşeyi kalmaz" dedi bana. O böyle konuştukça ben sinirleniyordum. Bu sırada hala aralarda burgu yapılarak sıkıştırılmış çamaşırları kurtarmaya  çalışıyorum. Bir yandan bağrınmaya devam ediyorum. Kucağında NiL'le yanıma geldi beni susturmak için ve bana gayet sakin bir şekilde "Bağrınma,çocuk etkileniyor" dedi ve beni can evimden vurdu.Sustum mecburen. O düşünceli baba oluyor birden ve ben düşüncesiz anne. Hani sözün bittiği yer var ya ha işte tam da orası burası. Söyleyecek bir şey bulamıyorum bazen ben bu adama, öyle bakakalıyorum,şaşkınlıkla ve hayretle izlemeye devam ediyorum...


8 Aralık 2014 Pazartesi

HASSSTA ETMEYİN ADAMI!!!


Hep söylüyorum ağlamayan bebek yapmışız biz diye,güler yüzlü,neşeli,sakin bir bebeğim var. Hal böyle olunca ağlarsa ya da yüzü düşerse,enerjisi azalırsa acaba ters giden bir şeyler mi var diyorum.Alışık değilim çünkü beni hep gülen yüzüne alıştırdı, hep böyle stabil kalsın istiyorum gülücüğü yüzünde. Elimden geleni yapıyorum. Her anne gibi benim de endişelerim oluyor. Yüzü düştüğünde acaba hasta mı, bir yeri mi ağrıyor diye her tarafını inceliyorum,kurcalıyorum. Geri gidiyorum dün ne yedi,bugün naptı,ben mi yanlış birşey yaptım diye. Aslında öyle hastalık hastası biri değilimdir. Öyle olsam 4 aylık bebeği denize sokmazdım ya da bir köpekle beraber büyütmeyi tercih etmezdim.
Hamileyken doğum yaptığım hastane annelik eğitimi vermişti, oraya gitmiştim. Sertifikalı anayım yani :) Orada bize çocuğu kat kat giydirmememizi söylediler, siz ne giyiyorsanız aynısını giydirin. siz tek kat giyerken çocuğu iki kat giydirmeyin. Bağışıklığını düşürmeyin. Yaz,kış dışarı çıkarın dediler. Ananeler,babaanneler " Üşür bu çocuk böyle" deseler bile dinlemeyin dediler. Gerçekten de öyle yaptık. Ben hamileyken bir sürü yün yelek gelmişti hediye, mesela 40'ını çıkarmadan bir kere giydirdim o dönem bebek kendini ısıtamıyor diye,onun dışında hepsi askıda duruyor. 2 günden fazla evde tutmamaya çalışıyorum oksijen alsın,bağışıklığı kuvvetlensin diye arabasına koyup yürüyüşe çıkıyorum. Gündüzleri tercih ediyorum yürüyüşü,gün ışığından da yararlansın diye. Yani demek istiyorum ki kışın hasta olacak diye evde tutmuyorum bebeyi,korkmuyorum soğuktan ama insanlardan korkuyorum açıkçası. Hasta ve grip insanların düşüncesizce bebeğimi öpmelerinden korkuyorum. Hatta sinirleniyorum. Daha da ileri gidersem kan beynime sıçrıyor.Ne kadar dikkat edersen et bazen olacağı vardır olur, iğne deliğinden soğuk kapacağı tutar,üşütür falan ama bile göre virüs bulaştırmayı aklım almıyor.
NiL insan içinde,kalabalık içinde kucak kucak sevgi içinde dolaşan bir bebek. Onun sadece bize bağımlı olup yabancıları görünce öcü görmüş gibi ağlayıp kaçmasını istemediğim için kimseden sakınmadım amaaaaaa konu sağlığa gelince orada duracağız biraz.
Farz_ı misal dışarıdayım bir cafede oturuyorum,NiL'i seviyor çevredekiler ben mutlu oluyorum tabi,maşallahlar, dualar,iyi dilekler yapılıyor en sevimli ses tonlarıyla. Her şey güzel  yolunda giderken ama bunu yapma işte öpme çocuğu be teyze. Ben seni tanıyor muyum sen de virüs mü var, hasta mısın değil misin ne bileyim. Bir de zarar vermemek için elini öpüyorsun ama bilmiyor musun onun eli sürekli ağzında. Eğer varsa bir virüs 5 dakikada hooooop içeri. Öpme teyzem,ablam,kardeşim öpme! Gel beni öp ama onu öpme. Yazık değil mi ona? 3 yaşına kadar bebeler kendilerini iyileştiremiyorlar,senin benim gibi atlatamıyorlar,sıradan bir üşütme çok tehlikeli hastalıklara çevirebiliyor bazen. Senin iyi niyetle kondurduğun o küçük buse bize zehir olabiliyor. Gecelerce başında beklerken,o minik bedeni ağrıyor mu,sancılanıyor mu,iyileşecek mi diye düşünürken ben, tanımadığım sen çok uzaklarda olacaksın. Tazecik bedenine ilaçlar,serumlar,antibiyotikler verilirken, buna sebep olan sen her şeyden bir haber olacaksın.Ve bunun hesabını ben kime soracağım?
Tabii ki kendi kendimi yiyeceğim. Anayım ben ana, korumam gerekirdi, İnsanları kırmayayım diye susmayacaktım. "Lütfen öpmeyin" bu kadar basit. Hatta hastaysanız "Lütfen görüşmeyelim" Bu konuda çok netim. Allahtan çok düşünceli arkadaşlarım var ben görüşelim dediğimde "Ben biraz hastayım,sanırım boğazım ağrıyor, NiL'e zarar vermeyelim" dediklerinde, bir kez daha "iyi ki varsınız" diyorum. Bana kimse çok pimpiriklendiğimi söylemesin. Ben hastayken bebeğimi emzirirken doktor bana "Maske tak emzir" dediyse eğer kusura bakmayın bu konuda hiç kibar olamayacağım artık,hastayken bebekleri ziyaret etmeyin,dokunmayın,öpmeyin,hayır efendim elini de öpmeyin, hasssta etmeyin adamıııı!!!






7 Aralık 2014 Pazar

Neden Bebek Arabamız Bugaboo Bee? ( EN ÇOK BANA SORULANLAR 2 )

Ben de her anne gibi bebek arabası alırken çok araştırdım. İnternetin altını üstüne getirdim ve çevremde bebeği olan herkesin arabasını inceleyip memnuniyet derecelerini sordum. Aradım taradım ve bizim için en doğru arabanın Bugaboo Bee olduğuna karar verdim. Karar verdikten sonra da devam ettim incelemeye yolda Bugaboo kullanan kimi görsem durdurdum sordum "Memnun musunuz, bir şikayetiniz var mı?" diye. E tabii soracağım az para değil. ( Her ne kadar çok sevdiğim bir arkadaşım hediye almış olsa bile :D ) Bir de algıda seçicilik mi bilmiyorum ama kafamı nereye çevirsem herkes Bugaboo kullanıyordu. Bu kadar kişinin bu arabayı tercih etmesinin bir sebebi olmalıydı. Peki ben neden bu arabayı tercih ettim?

*Hemen hemen hergün yürüyüş yapan bir anne olduğum için dayanıklı bir araba olması gerekiyordu. 
( Gerçekten çok dayanıklı alış-veriş yapıp arabayı tıklım tıklım dolduruyorum ve saatlerce yürüyorum bir kere bile gıcırdamadı veya sağa sola yatmadı)

*Bebeğin kilo alıp büyüdüğünü hesaba katarsak hafif bir araba olmalıydı. 
(Bebek için konforlu olan arabaların geneli çok ağırdı en hafifi Bugaboo'ydu. Sadece 8.5 kg. )

*İstanbul'un yollarını ve kaldırımlarını da düşünürsek tekerlekler çok önemliydi
(Tekerleklerin 360 derece dönüyor olması ve en önemlisi süspansiyonlu olması beni benden aldı. Ciddi anlamda yolda yağ gibi kayıyor )

*Çift yönlü kullanılabiliyor oluşu
(Bebek ilk başlarda anneyi görmek istiyor bu da olmazsa olmazımızdı)

*Açıp kapaması kolay olmalıydı ve tek parça olmalıydı
(Genelde anneleri bebek arabalarını açıp kapatırken cebelleşirken görürdüm gözüm korkardı, bu konuda da Bugaboo en rahatı sanırım)

* Bebeğim için en önemli sebeplarden biri ortopedik ve terletmeyen bir kumaşa sahip olması
( Yürüyüşlerim biraz uzun sürüyor ve onun arabasında rahat olması benim için önemliydi )

*Arabanın alçak olması
(Bebek büyüdüğü zaman kendisi inip binebilmeliydi)

* Ve öyle bir araba olmalıydı ki ileride baston araba almak durumunda kalmayalım
(Bugaboo zaten hafif bir araba olduğu için baston arabaya gerek duyacağımızı sanmıyorum açıkçası bir baston arabadan da çok konforlu. Bebek için de kendi yatağındaymış gibi uyuyor)

Bugaboo Bee'nin daha birçok güzel özellikleri var ama benim başlıca tercihe tme sebeplerim bunlardı. Ben de zamanında çok sordum araştırdım,şimdi de bana en çok sorulan sorulardan biri bu arabandan memnun musun? Çok memnunum ve gözüm kapalı tavsiye ederim ;)



   
                                    











KEL PRENSESİN TARAĞI

Bir kızım oldu bana göre dünya tatlısı, kuzguna yavrusu şahin gözükür misali. Kız çocuğu annelerinin en büyük tatminidir herhalde kızını giydirip,süslemek,cicili bicili şeyler almak. Ben pek sevmem cicili bicili şeyleri,renkli şeyleri severim ama tüllü, fırfırlı şeyleri sevmem spor tarzı severim. Kızımı da genelde öyle giydiriyorum zaten daha bebek tüllü, dantelli şeyleri napsın bebe. İçinde rahat olabileceği eşortmanlar,zıbınlar,tulumlar giydiriyorum ve koyuyorum bebek arabasına çıkıyorum dışarı. Dedim ya dünya tatlısı diye bu yüzden adım başı durduruyorlar bizi sevmek için. "Ay ne tatlı bir bebek,erkek değil mi?" diye soruyorlar sürekli ve ben bunu her gün defalarca yaşıyorum. Artık usandım insanlara açıklama yapmaktan. İlk başlarda spor ve sade giydiriyorken artık daha kız renkleri giydirmeye başladım sırf bu sorudan sıkıldığım için. Ama hala pembe çiçekli şeyler giymiş bebeğe "Erkek mi" diyorlar. Vallahi illallah dedim artık birgün yolda NiL'i yine erkek zanneden teyzenin birine "Teyzeciğim sen hiç pembe çiçekli mont giymiş,başında kurdelalı beresi olan bir erkek bebek gördün mü?" dedim. " Ay ne bileyim kızım zamane gençleri belli olmuyor ne yaptığınız" dedi bana. Dedim "Sen de haklısın valla ne diyeyim"
Evet farkındayım, erkeğe benziyor hatta Cenk'e de ilk doğduğunda  " Farkında mısın, diğer kız bebeklerden bunun bir farkı var bu daha çok Mustafa'ya benziyor" demiştim. Kız olduğunu yüzüne bakınca sadece Türkan Şoray kirpiklerinden anlıyorsunuz bir de gülünce,cilve yapınca. Ama bir mimiği yoksa ve üstünde renkli birşey yoksa hiç şansı yok. Hatta birgün bir arkadaşım instagrama fotoğrafını koydu. Tabi ben de annesi olarak alttaki yorumlara bakıyorum. biri şöyle bir yorum yazmıştı " Aynı Levent Yüksel'e benziyor, çok tatlı" Cenk'le bu yoruma dakikalarca güldük NiL'in yüzüne bakıyoruz kopuyoruz o da bize bakıp gülüyor yavrum her şeyden bir haber.  Elbise giydireyim diyorum kel bebeğe zaten elbise yakışmıyor, bizimkinde de erkeğe etek giydirmişsin gibi duruyor.Şimdi mevsim kış olduğu için süslü berelerle keli kapatıp biraz daha kız çocuğu gibi gözüküyoruz ama bere takınca da S. Emine Beder'e benziyor her an sucuklu kuru fasulye tarifi verecekmiş gibi bir hali var :)
Bu teşbihlere dur demek için aylardır elimizde bir tarak, kel prensesin saçlarının çıkmasını bekliyoruz heyecanla :)




İşte NiL'in kamuoyunu yanıltan erkeksi halleri :)
                                                   
                                                                      



Veeee en lezzetli tarifleri bal damlayan minik parmaklarıyla yapacak olan Junior S. Emine Beder NiL ;)







6 Aralık 2014 Cumartesi

Sütümü Nasıl Arttırdım ve Bebeğimde Neden Gaz Sorunu Yaşamadım? (EN ÇOK BANA SORULANLAR 1 )

Doğumdan sonra odaklandığım 2 şey vardı; biri sütümü arttırmak, ikincisi zayıflamaktı. İkisini bir arada başarabilecek miydim? Sonuçta anne sütü için iyi beslenmek gerekiyordu. Araştırmalarım hep bol sıvının anne sütünü arttırmaya yeterli olduğunu gösteriyordu. Vücudun şekere ihtiyacı sıfır olduğunu biliyordum ama benim gibi sadece tatlı yiyerek yaşayabilen biri için bu dönem bahane olabilirdi,çikolatalar,helvalar,baklavalar,sütlü tatlılar söylendiği gibi süt arttırıyorsa dünyanın en mutlu süt veren insanı olabilirdim. Hamileliğimde aldığım fazla kilolar yüzünden böyle bir şansım yoktu,bunları yemeden sütümü arttırmanın yolunu aradım,taradım,buldum.

Hem kilo verip hem sütümü nasıl arttırdım;
*Bol yeşillik
*Bol meyve
*Protein (et-tavuk-yumurta)
*Peynir-zeytin 
*Günde 2 litre su
*Günde 1 litre süt arttıran bitki çayı

Bunların dışında yaptığım kaçamakları saymazsak hiçbir şekilde başka bir şey yemedim. Yağ,un,tuz,şeker hiç kullanmadım. Bu durumda sütün kalitesi sorgulanacaktır. Bu şekilde beslendiğim halde sağdığım sütlere baktığında üstte 1-2 parmak kadar yağ oluyordu.
Süt arttıran bitki çayının tarifini Dr. Ayça Kaya'dan aldım. Hem bebekte ki gaz problemini çözüyor hem de sütünüzü arttırıyor ve ciddi anlamda her annenin kabusu olan gaz problemini NiL' de hiç yaşamadık. Büyük ihtimalle gaz yapan hiç bir yiyeceği yemedim ve bu çayı içtiğim için huzurluydu bebeğim. Ben bunları uyguladım ve çok memnun kaldım,bebeğim 8 aylık ve hala emzirebiliyorum,umarım sizin de işinize yarar ;) Afiyet olsun, bol boooool süt olsun ;)

Süt Arttıran Çay
1 yemek kaşığı Rezene
1 yemek kaşığı Isırgan
1 yemek kaşığı Ihlamur
1 tatlı kaşığı tane Kimyon
1 tatlı kaşığı Anason

(Tarifte bu karışımı bir porselen demlikte 10-15 dakika demleyerek yapıyorlardı,ben daha bol sıvı almak için 1 litreye suya uyguladım bu tarifi ve termosa koyup gün boyu oradan tükettim)




5 Aralık 2014 Cuma

MAMAYI KISKANAN ANA SENDROMU

Anne olmak bir çeşit ruh hastalığıymış. Karına, kocana,sevgiline aşık olduğunu zannediyorsun ya, yok öyle bir şey. Aşk dediğin buymuş, ötesi yokmuş!
Emzirmek anneyle bebek arasında duygusal bir bağ kurar derler ya.NiL'in duygusal bağ durumu ne boyutta bilemiyorum ama benim ki hastalıklı bir boyuta ulaşmak üzereydi. Bir keresinde; NiL 5 aylık falandı daha ek besinlere geçmemişiz, Kadıköy'de bir işim var halledip geleceğim 2 emzirme arası 2-3 saat içinde. Cenk evde ve gözüm arkada değil çok güzel bakıyor kızına. Zaten ben hemen geleceğim doyuracağım. Bu arada NiL hiç bir şekilde benim sütümü bile biberondan emmiyordu sadece ben emzireceğim onu. Ve bu durumdan hayıflanır gibi yapıp içten içe gurur duyuyordum açıkçası. "Ayy valla ille de beni istiyor,biberon almıyor ağzına çocuk" diyordum. Ama doktor her ihtimale karşı evde bir devam sütü bulundurun demişti, öyle duruyordu. Ben biraz gecikince Cenk de hazırlamış biberona sütü vermiş NiL'e. Yoldan Cenk'i aradım" Ne durumdasınız,ben geliyorum,bir sorun var mı?" diye.Cenk de "Yok,yok canım gayet iyi şimdi sütünü de içti" dedi. "Ne sütü beaaa?" dedim. "Devam sütüüüü" dedi  hergün içiriyormuş gibi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. İnanmak istemedim. "Nasıl ya,neden verdin ki?" diye sordum."E 3 saat oldu acıkmıştır diye verdim." dedi bana." E tamam gelmek üzereydim ama ben keşke sorsaydın bana" dedim." Zeynep neyi sorun ediyorsun,anlamadım?" dedi." Neyse tamam bir dakika peki içti mi?" diye sordum. "İçti" dedi."Ciddi misin sen ya, ne kadar içti?"dedim," Yarısından fazlasını içti "dedi. "Hayır şaka yapıyorsun di mi?"diye sordum." Zeynep iyi misin sen?" dedi. Sinirlenmişti artık, beni anlamasını beklemiyordum zaten. kapattım telefonu. Çöktüğümü hissettim. resmen aldatılmış gibi hissettim kendimi, nasıl benim sütüm yerine başka bir sütü kabul edebilir ki hani biberon istemiyordu şoka girmiştim.... Şu an çok gülüyorum bu halime ama o zaman cidden bunları hissetmiştim.Bütün yol boyunca bunları düşündüm. Eve geldim ve Cenk'e suç aletinin yerini sordum"Biberon nerede?" dedim gösterdi "Ne kadar doluydu"dedim gösterdi," Ne kadarını içti?" dedim onu da gösterdi. "Oha Cenk! Hayır o kadar içmiş olamaz" dedim. "İçti Zeynep!" dedi gitti, iyice sinirlenmişti daha da muhattap olmadı benimle. "Ya hayır olamaz yeaaa" deyip aldım NiL'i emzirmek için, allahtan benden de içti hatırım kalmadı yoksa depresyona girecektim.Mamayı kıskanan ana mı olur ya?.Neyse bir süre sonra kendime dışarıdan baktım ve gidişatın iyi olmadığını anladım. Bu çocuk sonuçta ek besinlere geçecek az kaldı, kendimi alıştırmam gerekiyordu. O kısa bir dumur anıydı atlattık şimdi ek besinlerdeyiz yaptığım her şeyi yiyor ama hazır mamaları kabul etmiyor ve ben yine gururlanıyorum "Kızım sadece benim yaptığım sağlıklı besinleri yiyor" diye.Muhtemelen  NiL ileride ben akşam yemek yapmış evde onu beklerken "Anne yeaaa bişiler atıştırdım gelirken,ben tokum sen takıl" derse bana, şu an kel olan ama o yaşlarda sağa sola savurup maşa yapacağı o saçları yolarım gibime geliyor şu ruh halime bakınca.



          Bir ananın yüreğini burkan anların yaşandığı sırada utanmadan bir de fotoğraf çekilmiş




Bu da benim ev yapımı çorbamı içeceği için mutlu olan bebem :) 




4 Aralık 2014 Perşembe

BOŞALTIN MEKANI! BEBEK EMZİRECEĞİZ!

Hamileliğim boyunca hep "Sütüm gelecek mi,bebeğimi emzirebilecek miyim acaba?" diye hayıflandım. Ben anne sütü almadan büyümüşüm her ne kadar bu yüzden aşırı alerjik bir bünyem olsa da öyle de böyle de büyümüşüm diye her ihtimale karşı kendimi telkin ediyordum ama sürekli karşıma emzirmenin önemiyle ilgili yazılar çıkıyordu. İlk 6 ay sadece anne sütü sonra 2 yaşına kadar anne sütüne devam diyorlardı ve faydaları anlatmakla bitmez. Bana 2 yaş ütopik geliyor ama "6 ay bari emzirebilsem" diyordum. Araştırmalarım "her annenin sütü olur"u çıkarıyordu karşıma. E peki neden bazıları emziremiyor diye ıncık cıncık her şeyi okudum. "Emzirme kampı" yazılarından tut da "süt nasıl çoğaltılır"a kadar herşey ezberimdeydi daha doğurmadan. O yüzden ameliyattan çıkar çıkmaz bebeğimi sormak yerine "Sütüm var mı?" diye sormuşum.
Çok şükür sütüm geldi ve emziriyordum. Gayet mutluydum ama ya azalırsa ya kesilirse diye korkum da vardı o yüzden göğüs pompasıyla her gün süt sağıyordum ama o da işkence gibi bir şey gürültüyle çalışan bir alet üstünde ve kendini inek gibi hissediyorsun. Hiç bebeğini emzirmek gibi romantik değil. Çok sıkıcı her pompalama sonrası o biberonları temizle, dezenfekte et,o da ayrıca sıkıcı bir eylem. Sütümün çoğalmasına sebep olduğunu düşünüyorum ama 2 -3 ay zor dayandim bıraktım pompayı. Zaten stokladığım sütler de buzluktaki koku yüzünden kullanılamaz durumda olunca temizleyip kaldırdım. Artık sadece bebeğimi emziriyordum rahat ve huzurlu bir şekilde. İlk aylar kilom yüzünden insan içine çıkmak istemiyordum. Sanki sokağa adım atar atmaz herkes " Oha kadına bak gördün mü ne şişko ha" diye parmaklarıyla beni gösterecek ve ben oracıkta kızara bozara yerin dibine girecektim. ZaZ'la yürüyüşlerim dışında evdeydim genelde. Oksijenimizi ve güneş ışığımızı da her gün balkonda saatlerce oturarak alıyorduk NiL'le. Ama bir yere kadar yavaş yavaş davetler gereği,sosyal yaşam gereği ve depresyona girmemek için çıkmalıydık. Artık çantamıza emzirme önlüğümüzü alıp çıkabilirdik dışarı. Yemek taşıma,ısıtma derdi de yok bu zamanlarda rahat rahat çıkalım dedim. Dışarıdayız oturuyoruz bir cafede çayımızı çorbamızı içiyoruz falan herşey yolunda sıra geldi NiL'i emzirmeye; çıkardım emzirme önlüğünü aldım NiL'i kucağıma emzirmeye başladım. Bir baktım karşımda Cenk'in kaşı gözü oynuyor,garip garip hareketler, dudağını ısırmalar,elini yumruk yapıp sıkmalar.Canlı yayında kafasında bardak kıran Caner'e benziyordu aynı. "N'oluya sana ya?" dedim. "Dikkat etsene, açılıyor kenardan" dedi dişlerini sıka sıka. Bakıyorum açıkta hiçbir yer yok ama açılma ihtimali olan bir yer var. "Cenkciğim açıkta bir yer yok" diyorum. O sırada havada sıcak NiL' de ben de kan ter içindeyiz, örtünün içinde bebe darlanıyor,eli kolu oynuyor. Cenk sinirden patlayacak artık "Ya doğru dürüst emzir,dikkat et diyorum" diyor. Bi tarafımız açılmasın diye ve bebeği emzirebileyim diye vücudum artık Notre Dame'ın kamburu gibi olmuş, hava sıcak,NiL'le yapış yapış olduğumuz yetmiyormuş gibi karşımda bana stres yaptıran bir adam derdimi halimi gram anlamıyor, tek derdi bir kuple birşeyin gözükme ihtimali.! 2 saatte bir emzirilmesi gereken bebe için, bir de bana diyor ki "Bırak bırak emzirme aç olsa ağlar ağlamıyor emzirme,çok üstüne düşüyorsun " Kıskançlığı yüzünden aç kalacak el kadar bebem. Ay hiç de kıskanç bir adam değildir oysa ki neye uğradığımı şaşırdım. Bebeğimi emzirme anını bana işkenceye çevirdi diye üzüleyim mi yoksa 24 kilo almış halimle kıskanılıyorum diye sevineyim mi bilemedim. Ay valla arada kaldım. Sinirim bozuldu bir yandan gülüyorum bir yandan derdimi anlatmaya çalışıyorum. Yok anlamıyor. Bulunduğumuz yerde kapalı bebeği emzirebileceğim bir alan da yoktu. Hani durumu kurtarayım da konu kapansın diyeyim.En sonunda "Bana baksana sen, anayım ben ana bebeğimi besliyorum,kutsal bir görevim var benim burada ne hakkın var bana bunu yapmaya ,kimse bana o gözle bakmaz burada, o senin kendi hüsnü kuruntun" dedim. Çok mantıklı konuşmuştum bence sandım ki sinecek,daha da alevlendi adam "Başlatma kutsalına,hüsnüne,kuruntuna,yeter toparlan" dedi bana. Zaten onun kaş göz seğirmeleri,benim eciş bücüş uğraşlarım ve bizim söz düellomuz sürecinde NiL doymuştu artık. 2 saat "oh" diyebilirdim. Ama 2 saat sonrası ikimiz içinde işkence olacaktı toparlandık kalktık eve geldik. O gün öyle kapandı ama eve mi kapanacaktık illa ki dışarı çıkacaktık. Bu durumu şöyle çözümledik; emzirme saatlerinde bebek mağazalarına gidip emzirme odalarında NiL'i emziriyordum ve o mağazalara yakın yerlerde takılıyorduk zamanı gelince yine oraya gidip karnını doyuyordum. Gel gör ki her zaman mekan ve şartlar uymuyor. Bir gün arkadaşlar hadi sahile inelim yeşilliklerde oturalım dediler. Bir sevindim ben " ayyyy evet hadiiii" diye hazırlandım. Daha yolda beynimi yemeye başladı "Napacaksın,orada nerede emzireceksin?"" Gayet doğal bir şekilde önlüğümü takıp emzireceğim" dedim. Bana "Bugüne kadar sahilde hiç bebek emziren kadın gördün mü sen?" dedi. "Tabii ki gördüm" diyorum. "Nerede gördün" diyor. " E sahildeeee" diyorum. "Ya Zeynep bırak bu işleri yaa" diyor bana. Neyse kavga gürültü gittik biz. Oturduk muhabbet, sohbet NiL elden ele dolaşıyor seviliyor,kucaklanıyor. Keyfimiz yerinde.Ama beklenen an geldi tam önlüğümü çıkardım emzireceğim Cenk'in içinde ki maçomsu kromsu şey "hülooooogggh" diye çıktı dışarı, aldı beni NiL'le çalıların arasına götürdü bebeği emzireyim diye. Ben çalılara karşı bebeği emziriyorum. O da arkamızda sağı solu kolluyor. sanki karanlıkta insanlar gelip kafalarını uzatıp bakacaklar,meraktan ölüyorlar bize.Ay çalılara bakıp bakıp halimize gülüyorum kendi kendime. Milletin umurunda değiliz. Ama Cenk'in hiç bu kadar umurunda olmamıştım.Neyse beslenme saatimiz bitti arkadaşların yanına döndük herkes şokta. "Naptınız siz ya?" diyorlar " Bebeği doyurduk geldik" yerine "Çalılara işedik geldik" desek daha mantıklı bir açıklama yapmış olacaktık. Cenk o kadar kesin ve netti ki kimse bir şey diyemedi ona. Taaaa ki o tuvalete gidene kadar, dediler "Niye böyle?" "Ayyyy" dedim "Dostlaaaar sormayın illallah dedim artık"diye başladım anlatmaya, o gelene kadar dert yandım,rahatladım. Neyse sonuç olarak Cenk bu konuda hiç taviz vermedi 6 ay özel korumamla (kocamla) bebeğimi sadece anne sütüyle emzirmeyi başarabildim. Sonra çok şükür ek besinlere geçtik ve NiL'i dışarıdayken kapalı bir alan bulduğumda emziriyordum, yoksa sadece ek besinlerini veriyordum karnı doyduğu için aklım kalmıyordu. Zaten her gün de sokaklarda değildik sabahtan akşama kadar. Sonuç anne sütüne devam ama özel korumaya son. NiL'e mama yedirme görevini genelde Cenk'e yaptırarak öcümü almaya çalışıyordum artık. O kambur kumbur kan ter içinde ki hallerimi hatırlayarak" öyle mi mama yedirilir, hayır öyle yapma böyle yap,yemez tabi, bak bak yaptığın harekete bak" diye söyleniyorum ayaklarımı uzattığım yerden ama adam rahat ya," yemiyor bu, aç değil" deyip mamayı kaldırıyor. Yine koşa koşa mamayı getirip ben doyuruyorum aç olmayan çocuk şakır şukur bitiriyor mamayı. NiL şu anda 8 aylık ve 8 kiloya yakın Cenk'e rağmen, ona kalsaydı bu dönemde 3 buçuk kilo olacaktı muhtemelen. Diyeceğim o ki;"Ey bebeği olan analar; yavrunu sokakta emzirme mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Birinci vazifen bebeğini ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslemektir" derim,sosyal mesajımı da veririm.




Ortamdan uzaklaştırılmış,bir köşeye itilmiş emziren bir ananın kalabalığa özlemini görüyoruz aşağıda




1 Aralık 2014 Pazartesi

SUYU SEVEN BEBEĞİN SUDAN KORKAN EBEVEYNLERİYLE İMTİHANI

NiL'i eve getirdiğimizden beri her şey çok yolunda gitmişti. Sanki daha önce bebek büyütmüşüz gibi soğukkanlı ve becerikliydik. Annem bizi övüyordu sağa sola "Ay vallahi bana bir şey kalmıyor, çocuklar çok güzel bakıyor bir kere bile pişik olmadı çocuk" diyordu.Biz de kabardıkça kabarıyorduk. Evet bence de Cenk'le iyi bir takımdık bu konuda. Ben de hiç beklemiyordum bizden bu performansı. O çok soğukkanlı ve pozitifti onun enerjisi beni rahatlatıyordu.Bize çok güzel bakıyordu ve her şeyi seve seve yapıyordu. Ben de Cenk'i uyku konusunda çok rahat ettiriyordum. NiL ağlayan bir bebek olmadığı için , Cenk'in geceleri uykusu bölünmüyordu.NiL acıktığı vakitlerde parmağını emiyordu ben de o sese uyanıyordum tilki uykusu var bende hiç kaçırmıyordum o sesi.Uykuyu da çok seven biri olmadığım için sorun etmiyordum 2 saatte bir kalkıp emzirmeyi. Hiç konuşmadan sanki planlamışız gibi her şeyi bir sisteme oturtmuştuk. Taaaa ki ilk banyo zamanı gelene kadar.

NiL doğduğunda hastanede yıkanmadı. Central Hospital'ın böyle bir kuralı vardı, bebekleri verniks tabakasıyla bırakıyorlar. Verniks tabakasının yüzde 80'i su, yüzde 20'si yağ ve proteinlerden oluşuyormuş. Bebeği hem dış enfeksiyonlardan koruyormuş hem de vücut ısısını sabit tutuyormuş. Tabi bunu duyunca "Ay kalsın tabi verniksli kalsın bebem" dedim. Hatta fazla verniks çıkarsa alayım ben süreyim ona, her gün koruyayım onu diye düşünmedim değil.

Bize dediler ki göbeği düştükten sonra bizi arayın ilk banyosunu gelelim yapalım, siz de öğrenmiş olursunuz. NiL'in göbeği 8. gün düştü. Hemen aradım hastaneyi ama hemşire çok yoğundu 2 gün sonra gelebilecekti. Cenk'e söyledim "E tamam bekleyelim" dedi. Ben de aynı fikirdeydim. İkimizde birbirimize itiraf edemiyorduk ama bu ilk banyo olayı bizi korkutuyordu. Ertesi gün NiL artık ekşi ekşi kokmaya başladı. Annem "hadi yıkayalım" diyordu, biz  hiç yanaşmıyorduk korkudan. Anneme karşı olan bütün karizmamız yerlerdeydi artık. Profesyonel ebeveynlerin yerine, yeni yetme titrek anne baba gelmişti. Ama nasıl yıkayacağız minicik el kadar bebe, ya su kaçarsa, ya ağlarsa, ya elimizden kayarsa,ya üşürse,ya bir yerini incitirsek. Bir sürü ihtimaller zinciri işte. Hemşire dediği gün geldi, onu gördüğüme nasıl sevindim anlatamam. Çok güzel bir hemşire olmasına rağmen(!) Hatun sülün gibi geldi, ben yeni doğum yapmışım poğaça gibiyim. Bir demoralize oldum başta ama banyo mevzusuna konsantreydim, çok takmadım. Neyse suyu hazırladı bebeği aldı evirdi, çevirdi,yıkadı mis gibi yaptı 5 dakikada. Yıkarken Cenk bir yandan videoya çekiyordu. Hem ilk banyo hatırası, hem de izleyip pratik yapacağız. Arkasından masajını da yaptı oh missss oldu rahatladı kızım. Bu arada ben hemşireyi bulmuşum bütün saçma sapan sorularımı soruyorum. En saçması da NiL'in sırtı ve omuzları Recep İvedik gibiydi,kıldan teni gözükmüyordu,"Niye böyle  kıllı?" dedim? (ama sormazsam olmazdı inanılmaz kıllıydı apoletleri vardı resmen). "Genetik olabilir" dedi en başta. Aaaa üstüme iyilik sağlık hatun bana kıllı diyor resmen. Dedim "Yok öyle bi genetik bizde." Sonra açıkladı; bazı yenidoğan bebekler tüylü doğarmış,bu vücut tüylerinin adı lanugoymuş ve daha çok kulaklarda, omuzlarda görülürmüş. Bir kaç hafta içinde dökülürmüşGerçekten de bir süre sonra hepsi döküldü süt gibi oldu cildi.

Neyse sorular soruldu videolar çekildi hemşireyi uğurladık. Giderken bize"Her gün yıkayın bebeği" dedi. Hem kas gelişimi için,hem rahatlaması ve daha huzurlu uyuması için gerekliymiş. İzlemiştik artık "Yıkarız çok kolaymış yav" dedik. "Korktuğumuz kadar değilmiş yahu" dedik.Ertesi günü ne Cenk ne ben yanaşmadık yıkamaya ikimizden de ses çıkmıyordu. Hem ne öyle her gün de çok abartı gelmişti. 2 gün geçti "Ben artık yıkayalım mı?" dedim. "Yıkayalım" dedi Cenk. Su hazırlandı,eşyalar hazırlandı NiL'i suya soktuk. NiL sakindi ama biz hiç değildik. Cenk tutuyor ben yıkıyordum. Bir yandan NiL'i yıkıyor bir yandan birbirimizi eleştiriyorduk "Dikkat etsene kulağına su kaçacak,çok sıkma ,sıkmıyorum, görüyorum sıkıyorsun boynunu, bak kıpkırmızı oldu boynu,noldu su mu yuttu,he su mu yuttu,nefes alıyor mu,niye ağlamıyor,birşey mi oldu,çıkaralım tamam tamam yeter!" Çok şükür atlatmıştık. NiL'in keyfi yerindeydi ama biz korkudan birbirimizi yemiştik.O rahatlıyordu ama biz kendimizi kasmaktan yoruluyorduk.Ve her fasılda aynı diyaloglar dönüyordu. İlk birkaç banyosu böyle stresli geçti ama şimdi gelin görün ki kelebek bile yüzdürüyoruz cıvırı.

Cenk'in kendine güveni geldikçe soğuk suda yıkamaya başladı NiL'i. Klasik Rusya örneğini veriyordu bana "orada bebeleri kara atıyorlar bağışıklığı kuvvetli olsun diye" Ben "Burası Rusya değil" diye söyleniyorum, o "Çocuğun senin yüzünden bağışıklığı kuvvetli olmayacak" diye karşılık veriyordu.Kendisi hep soğuk suda yıkanır ben de kaynar suyla kıpkırmızı olana kadar haşlarım kendimi.Bu sebeple NiL'in banyo suyunda ortayı bulamıyorduk. Su hiç bir zaman yeterli sıcaklıkta olmadı bence. Ama NiL her acemiliğimize gülümseyerek cevap verdi hiç sorun etmedi onu korkudan çok sıkmamızı,ağzına su,gözüne sabun kaçırmamızı,suyun sıcaklığını,soğukluğunu önemsemedi. Biz bunları sorun ettik ama o hep eğlendi yıkanırken. Bize nasıl yıkanacağını o öğretti, artık biz de onunla eğlenmeye,keyif almaya başladık bu işten. İlk banyosunu bize kendi öğreten bir bebekten daha neler öğreneceğimizi tahmin bile edemiyorum ve heyecanla bekliyorum onunla beraber gelişmeyi,öğrenmeyi,büyümeyi...




30 Kasım 2014 Pazar

KIZIM SENİN SÜTKARDEŞİN BİR KÖPEK :0

Evde artık baş başaydık;Cenk,Ben,NiL ve ZaZ. Cenk işe gitmeden,ben sabah erkenden NiL'i emzirip ZaZ'la 1-1.5 saat kadar yürüyüşe çıkıyorum . Zaten 2 saatte bir emzirmem gerektiği için anca yetiyor zaman. ZaZ'ı sabah  yürüyüşe çıkarmazsam bütün gün beni yiyor,dibimden ayrılmıyor, gözümün içine bakıyor "ne zaman çıkacağız" diye, çok pis vicdan yaptırıyor insana. Hele bir de onu gezdirdiğim saatlerde kucağımda NiL varsa burnuyla NiL'i itmeye çalışıyor kucağımdan "onu bırak beni gezdir" diyor resmen. Hem NiL'i kıskanmasın diye, hem de ben zayıflamak istediğim için seve seve her sabah çıktık yürüyüşlere. Ama ona ayırdığım zaman yetmiyordu ZaZ'a, sürekli kucağımda birini görmeye alışık değildi. Ne zaman NiL'i emzirmek için otursam diğer göğsüme de o çıkmaya çalışıyordu. Çıldıracak gibi oluyordum; bir göğsümde daha karnımdan yeni çıkmış pamuklara sardığım 3.300'lük narin bebem , diğer göğsüme tırmanan 40 kilo olduğunun farkında olmayan kendini bebekle bir tutan şuursuz köpeğimiz ZaZ. Gerçekten çok şuursuzdu. İlk günler sakin davranmaya çalıştım pabucu dama atılmış gibi hissetmesin,kıskanmasın diye ama başa çıkamıyordum.Artık eve gelen misafirler onunla ilgilenmiyor herkes NiL'le ilgileniyordu.Bir ara cidden artık kıskançlıktan çatlayıp ölecek sandım. Sürekli dibimde beraber emziriyoruz, beraber altını değiştiriyoruz,beraber uyutuyoruz 1 saniye bile ayrılmıyor dibimden. NiL'le ilgilenmem gerekirken paçamdan çekiyor,üstüme çıkıyor,beni yalıyor,ağlıyor artık dayanamayıp bağırıyordum. Bu sefer korktuğum başıma geldi depresyona girdi,küstü öyle sessizce yattı tüm gün ve yüzüme baktı üzgün üzgün hep, çok içim kıyılıyordu ama elimden geleni yapıyordum bildiğin 2 çocuk annesi gibiydim hiç bir farkı yok. Artık zamanla durumu kabullenmeye başladı o da,ben de. Biraz küs biraz barışık geçiriyorduk günleri. Bu arada her gün NiL'i 2 saatte bir emzirmek dışında, 150 ml kadar süt sağıp hergün 1 tane buzluğa atıyordum. İleride iş olur, güç olur, hasta olurum, bir şey olursa ya da ek besinlerinde mamalarına katarım diye stok yapmaya başlamıştım. Birgün birkaç saatliğine işim vardı dışarı çıkacaktım anneme bırakıp ama hiç biberondan süt vermemiştim içecek miydi bilmiyordum. Bir tane çıkarayım da deneyeyim dedim çıkardım buzluktan,süte bir koku sinmiş,çözemedim ilk başta,kokladım aradım taradım sonra anladım ki yeni aldığım buz kalıbının plastik kokusu sinmişti.Tek tek bütün sütleri açtım baktım hepsinde aynı koku. Buzluğun bir gözünü doldurmuştum. Nasıl moralim bozuldu anlatamam iki arada bir derede sağdığım sütler çöpe mi gidecekti? İşte tam o an ZaZ'la göz göze geldik. Yalanarak bana "plastik kokusunu sorun etmeyeceğini" anlatmaya çalışıyordu sanırım. Sokakta gezerken sanki hiç evde yemek vermiyormuşuz gibi bayat ekmeklere saldırıp çamurlu suları içmeye çalışan köpek benim sütüme hayır demezdi herhalde. Hemen bir poşet sütü çözüldükten sonra döktüm mama kabına. Kana kana içti anasının  sütünü.Yavrum benim zaten hiç anne sütü almadan anasından koparmışlardı veletler onu. O eksikliğini tamamlamış olduk. O günden sonra NiL'i emzireceğim zaman günde 1 tane de ZaZ'a sütümden vermeye başladım. Artık SÜT KARDEŞ  olmuşlardı.Umarım NiL ileride köpeğiyle sütkardeş olmayı sorun etmez,ona uygun bir dille bu durumu açıklayacağım ya da ne açıklayacağım, hazır yazmışım direk bu linki yollarım okur  :) Ama ç
ok eğlenceliydi bu durum. Ve artık arada ki buzlar erimeye başlamıştı. ZaZ artık NiL'i kucağımdan itmiyor aksine yalamak istiyordu. Artık bu durumdan onun da payına düşen birşey olduğu için sakince sırasını bekliyordu. Hatta bu durum ek besinlerden sonra daha da süper bir boyuta ulaştı. NiL doyduktan sonra artan mamalarını ZaZ'a veriyorduk. O mamasını yerken ZaZ başında sabırla sonuna kadar bekliyordu ve sonunda illa ki bir kaşık da olsa birşey kalıyordu onun payına. Ve bu durum yüzünden NiL'e inanılmaz bir saygı duymaya başladı.Sanki onu besleyen NiL'di.Benim sütüm ve NiL'in ultra organik mamalarının artığı yüzünden ZaZ iyice palazlandı ve yine Cenk'in diline düştük, " Zeynep bu köpek hiç ölmeyecek bu beslenmeyle 38 yaşına kadar yaşayacak,ben sana söyleyeyim" diyordu. Geçekten doğru söylüyordu. bizden iyi besleniyordu. Ama olsun sütüm, helal olsun evlatlarımaaaa :) Saksı değilim ben bir köpeğin süt annesiyim, en çok bana soracaksınız ;) (Umarım bu yüzden Show habere çıkmam,baştan söylüyorum vallaha da billaha da çıkmam)





29 Kasım 2014 Cumartesi

HAMİLEYKEN YAPTIĞIM 12 DENYOLUK

 1.  9 ay istisnasız hergün çikolata yemek (ben bunu hamile değilken de yapıyordum)
 2.  İlk 6 ay her gün böğüre böğüre ağlamak (çok pişmanım,söylecek sözüm yok umarım bebeğimi üzmemişimdir)
 3.  Cola içmek (ayda 1 cola içen ben hergün uyuşturucu bağımlısı gibi titredim cola içmek için)
 4.  Hamile kaprisi yapmamak (Kapris yaptığımı,nazlandığımı zannetmiyorum ama yaptıysam bile az yapmışımdır, keşke daha çok yapsaymışım)
 5.  Hiçbir şey  aşermeyip, kocaya gece yarısı sokaklarda yiyecek aratmamak.(ben bunu nasıl kullanmadım ya)
 6.  Son 1 ay her sabah poğaça yemek (hem de 1 tane de değil, 2-3 tane, çok utanıyoruuuuum)
 7.  Sabahtan akşama kadar film izlememek (bunu niye yapmadım ve ben bütün gün ne yaptım acaba)
 8.  Blog açmamak (şu an hamileliğimde olan bir çok şeyi hatırlayamıyorum bile)
 9.  Daha çok fotoğraf ve video çekmemek (kimse fotoğrafımı çekmemiş ezik gibi sürekli kendimi çekmişim aynada)
10. Düşüncesiz insanların hamilelik ve doğum ile ilgili olumsuz örneklerini dinleyip "bana bunları niye anlatıyorsun" diye sormamak (buna niye katlandığımı bilmiyorum)
11. Doğum sonrası için buzluğu yemekle doldurmamak (ilk günler için cillop olurdu)
12. 10 kilo alacağım deyip 24 kilo almak (denyoluğun daniskasıydı)





27 Kasım 2014 Perşembe

POĞAÇA GÖRÜNCE AĞLAYAN LOHUSA

Hastaneden eve dönüyorduk,annem,babam,Cenk,ben ve bebeğimiz. Minik kuşu yuvasına koyacaktık artık. Ablası (köpeğimiz ZaZ) evde bizi bekliyordu ve ilk karşılaşmaları çok önemliydi. Aylar öncesinden ilk karşılaşma için bir sürü program yapmıştık ZaZ'a kocaman bir oyuncak ve kemikler almıştık. Bebeği Cenk aldı çünkü beni 2 gündür görmediği için muhtemelen üstüme atlayacaktı. Kapıyı açtık çok heyecanlıydı üstüme atlamamalıydı dikişlerim var ve hala ağrım vardı. Hemen kemiğini verdim daha fazla çıldırmadan o. Normalde bayılır kemiğe hemen alır götürür yer bitince gelir yanımıza, bu sefer anladı fazladan biri vardı, bir yandan kemiğini kemiriyor bir yandan yan gözle sürekli NiL'i kesiyordu.Biz de o sırada yavaş yavaş yerleşmeye çalışıyorduk. Kemiği bitince koklamak istedi NiL'i yaklaştırmadık çünkü internette çok araştırdık ilk başta bebeğin alanına girmesine izin vermeyin diyordu daha sonra yavaş yavaş yapacaktık bunu. Merak ediyordu sürekli gözü üzerindeydi biz de onu sakince uzaklaştırıyorduk. Oyuncağını verdik sonrasında bir süre de öyle oyalandı ve sakinleşti.
Eve geldiğimizde herkes uykusuz,yorgun ve açtı. Açtık ama ben eve gelmeden bir konuşma yaptım ailemle. İlk günden itibaren evde sebze,meyve ve et dışında hiçbir şey bulundurulmayacak ve eve sokulmayacak diye. "Hamileliğimde beni dinlemediniz tutamadım kendimi yedim ama evde olmazsa birşey yemem,tutarım kendimi" dedim. Annem  hemen "Olur mu kızım öyle şey bebeği görmeye gelenler olacak, ne yapacağız?" Açtım ağzımı yumdum gözümü "Görmeye gelen karnı tok gelsiiiin,burada  meyve yesinleeeer,

herkes yemeğe mi gelecek, bebek görmeye gelecekler, bananeeee, bu evde ben zayıflayana kadar bunların dışında bir şey yenmeyecek, şişman mı kalayım ben mutsuz mu olayım haaa?" Cenk'e de döndüm ve dedim ki "Bu sefer çok ciddiyim şişman bir karın olmasını istemiyorsan canın bir şey çekerse dışarıda ye öyle gel" dedim. Mesaj alındı diye düşünüyordum. Taaa ki eve geldik yerleştik çay demlendi ben anneme"Bana peynirli salata yapar mısın?" dedim. Ve koşar adım tuvalete gittim tartılmaya. Çocuğu doğurdum 2 gün geçti üstünden ve ben hala doğuma girdiğim kilodaydım 74 kilo. Şaka mı bu? Hani doğumda gidiyordu kilolar.? İnanılmaz moralim bozuldu. Lohusa depresyonuna girmedim ama çok ciddi kilo depresyonuna girmiştim.Ve sabrım yoktu hemen vermeliydim.Kararım kesindi.Neyse o moralle salona bir geldim ki bir de ne göreyim? Sanki ben o konuşmayı hiç yapmamışım. Pastaneye gidilmiş poğaçalar alınmış yetmemiş bakkala gidilmiş çaya batırarak yemeyi en sevdiğim bisküviler alınmış, inanabiliyor musunuz? Ben poğaçaları görünce bir ağlamaya başladım, herkes yine şokta. Bir yandan ağlıyorum, bir yandan ciyak ciyak bağırıyorum. "Siz beni hiç anlamayacaksınız, bana hiç destek olmayacaksınız,ben size bu evde bunlar yenmeyecek demedim mi?". Dediler ki " E acıktık biz de ama" Dedim ki "Gidin dışarıda yiyin, benim halime bakın , hiç mi acımıyorsunuz bana?" Annem korktu benden birden tabakları ortadan kaldırmaya başladı. Hala bilmem o gün o poğaçaların akıbetini  noldu, nerede yediler,yemediler mi, ne yemeyecekler kesin  yemişlerdir. Neyse ben hala salata bekliyorum, annem yaklaşık 18 su değiştirerek salata yıkadı,  bir de sirkeli sularda bekletti. Allahım öleceğim açlıktan. Neyse hazırladı sonra tabak seçtirdi bana "o tabakta mı yersin, bu tabakta mı,şu tabakta mı?" Allahım hamileliğimde şuursuzca yediğim için mi beni açlıkla imtihan ediyorsun? Düz tabak, çukur tabak ve kase seçeneğini görünce ben yine ağlamaya başladım. Bu sefer ben değil midem ağlıyordu açlıktan. Daha sonra seçtiğim şanslı kase de ağlaya ağlaya salatamı yedim.
Ve gerçekten ben zayıflayana kadar eve hiç bir yabancı madde girmedi, Arkadaşlarım bebeği görmeye geleceğiz diye aradıklarında direk çekinmeden hepsine "tok gelin ve eli boş gelin" dedim. Herkes kabullenmişti durumu çünkü halim ortadaydı. İlk birkaç gün dışarı çıkamadım, hava almak için balkona çıkıyordum her sabah balkonda cips,çerez çöpleri buluyordum. "Allah allah mahallenin çocukları mı atıyor bunları buraya" diyordum. Meğersem  Cenk'miş o, bakkaldan dönerken abur cuburları balkona atıp, evin içinden eli boş balkona çıkıyor ve her çıkışında orada yiyip,içiyormuş. "Dışarıda ye" dememden balkonu anladı sanırım. Neyse buna da şükür ben görmedikten sonra sorun yoktu.
Kafayı kendimle bozmuştum ve bu konuda çok gergindim. Ortada zaten gerilecek başka hiçbir konu yoktu. Ev huzur doluydu. Ağlamayan bebek yapmışız, emziriyoruz, altını değiştiriyoruz,uyuyor, gıkı çıkmıyordu. Doğumdan önce gözümüzü çok korkutmuşlardı geceleri uyuyamayacaksınız,susturamayacaksınız bebeği,uykusuzluktan birbirinize gireceksiniz,çok yorulacaksınız. Her şey söylediklerinin aksi gibi oldu NiL sürekli uyuyordu ve huzurluydu. Doğal olarak biz de birbirimize girmiyor,bu durumun tadını çıkarıyorduk. Belki de tam aksi biz çok huzurlu ve sakin olduğumuz için o da sakindi. Doyasıya seviyorduk onu, daha çok minik ve savunmasızdı. İçim gidiyordu,bir yerini inciteceğim diye. Ama sakınan göze çap batar misali Cenk bir gün altını değiştirdikten sonra kucağına alırken bebeği ellerinden aşağı kaydı. Şoka girdim ne bağırabildim,ne bir şey yapabildim. Donakaldım öyle bakıyordum. 2 saniyelik olay ağır çekimde 5 dakika gibi gelmişti bana. Evet ellerinden kaydı ama yere düşmedi Cenk resmen dizinde sektirdi ve yakaladı NiL'i.  Ama ömrümden ömür gitti o 2 saniyede.
Eve geldiğimiz ilk günden beri Cenk'le beraber baktık NiL'e kimse yatıya veya 40 çıkarmaya kalmadı yanımızda. Yani biz öyle istemiştik, yapabileceğimizi biliyorduk ve öyle de oldu. Annem sadece ilk başlarda gündüzleri yemek yapmaya uğruyordu ben de NiL uyurken ZaZ'ı dolaştırıyordum 1-2 saat hava alıp yürüyüş yapıp geliyordum. Her gün ziyaretimize birileri geliyordu ve biz de sayelerinde evden çıkamadığımız dönemde evimizde sosyalleşiyorduk. NiL sağlıkla doğduğu için çok mutluyduk zaten ama bir de üstüne hiç ağlamayınca mutluluğumuzun üstüne kremşanti sıktı.. Nil şu an 8 aylık ve bugüne kadar sadece doğduğunda ve ayda bir aşılarını olurken ağladı. Onun dışında hep güler yüzlü bir bebek oldu. Olur da bu yazıyı yazdıktan sonra bebeğimin huyu suyu değişirse valla sizden bilirim, bu yazıyı da imha ederim. (Yazının bu kısmında herkesten bir Maşallah istiyorum ) Saksı değilim ben, en çok bana Maşallah diyeceksiniz :)











26 Kasım 2014 Çarşamba

ŞİMDİ BEN ANNE Mİ OLDUM?

İlk hamile kaldığımda hemen internetten hesaplamıştım tahmini doğum tarihini 40 haftalık bir hamileliğin sonu 31 Mart'ı gösteriyordu. Ben de her hafta rutin kontrollerimiz olacak diye doktor randevularını 2 ay öncesinden 31 Mart'a kadar almıştım. Daha önce doğurursam iptal edecektim. Sondan bir önceki kontrolümüzde herşey normaldi, bir tek bebeğimin boynuna kordon dolandığını gördük ve ben telaşlandım. Doktorum bu arada kordon dolandığını "boynuna kolye takmış ufaklık" diye söyledi bize." Ne diyor yaaaa" diye yüzüne bakıyordum.Oysa ne tatlı kadın, endişelendirmemek için bütün sempatikliğiyle bize durumu anlattı. Bunun bir sorun olmayacağını,bu şekilde bir çok doğum yaptırdığını ve normal yoldan gelemez de asılı kalırsa hemen sezeryana alacağını endişe etmemizi söyledi. Ben de etmedim valla sonra. Gerçekten ikna etti beni. Bir de öyle yumuşak bir ses tonu var ki birşey anlatırken yarısında uyuyakalacağım diye korkuyordum. Doktor bana "en fazla 41 hafta beklerim 42'yi beklemem tehlikeye atamam" dedi. Bu durumda son 2 haftanın içindeydik. Artık ciddi anlamda yürüyemiyordum,ama normal doğum olsun diye de yürümeye çalışıyordum o da en fazla 20 dakika ve çok yavaş. Zaman geçmiyor,dakikalar saat ,günler hafta gibi geliyordu. Doğum yapmış anneler de kıs kıs gülüp "merak etme doğduktan sonra da zamanı yakalayamayacaksın,tadını çıkar" diyorlardı. Peki bana söyler misiniz, nefes almakta,yürümekte zorluk çeken,sürekli tuvaletin kapısını aşındıran,uyuyamayan,yardımsız yerinden kalkamayan,birçok yiyeceğin,içeceğin yasak olduğu bir dönemde bu şahsiyet nasıl tadını çıkarabilir bu durumun? Ne yapmamı bekliyorlar karnım burnumda anlayamadım bir türlü. Ya sabır çeke çeke geldi çattı 31 Mart ben de tık yok. Aslında birkaç gün öncesinde bir gece sancılarım oldu, gözlerim doldu sancıdan ama gelmedi. 31 Mart sabahı gittik randevumuza doktor ultrasona aldı beni ve "suyunuz bitmiş,tehlikeye atamam,suni sancı verelim, akşama kadar gelmezse sezeryana alacağım" dedi. Cenk'le şoktayız.İtiraz edecek durumumuz yoktu,doktorumuza güveniyorduk. Akşama her halükarda bebe kucakta demek oluyordu bu. "Hemen yatışınızı yapalım" dedi doktor. Ben "aaa yok olmaz şimdi yatmam" dedim. Cenk suratıma bakıyordu niye gibisinden. Dedim "hazır değilim ben bir eve gideyim hazırlanayım geleyim izin verin" dedim. Zar zor izin aldım hemen geleceğim çok yakınız zaten diyerek. Herşey kontrolümde olmalıydı eksik olmasın. Eve gittik alınacaklar ,çantalar,süsler,ıvırlar,zıvırlar bagaj tıklım tıklım. Tabi eve gitmişken bir makyaj yaptım hafiften Cenk'e çaktırmadan. Görürse" bunun için geldin di mi?",diye söylenecekti.Allahtan gözü beni görmüyordu heyecandan yerinde duramıyordu,ikimiz de de telefon trafiği yakınlarımıza haber veriyorduk. Evden çıkarken son bir kez NiL'in odasına baktım,  aylardır boş duran beşik sonunda sahibine kavuşacaktı, gözlerim doldu ama toparladım hemen kendimi. Sonra ZaZ'la vedalaştım ona kocaman bir kemik verdim yokluğumuzu bir nebze azaltsın diye ve arkadaşlarımı arayıp onlara emanet ettim.


Hastaneye gittik her şey çok hızlı gelişti hemen yatışımız yapıldı,ve suni sancı verildi. Bekliyorum sancı çekeceğim diye ama ben de tık yok. Biz odada annem,ben, Cenk kahkahalar atıp gülüyoruz muhabbet ediyoruz. Bir ara öyle çok gülmüşüz ki hemşireler koşarak odaya geldi" birşey mi oldu?" diye benim gülmekten gözlerimden yaş geliyordu artık. Şaşırdılar neyse gelmişken açılma var mı diye baktılar yok maalesef. Hastanenin koridorunda yürütmeye başladılar beni. Yürü babam yürü saatlerce yürüdüm. O sırada bir bayan daha vardı suni sancıyla yürüyen.Ben hamile olduğunu idrak edemedim kadının, leblebi yutmuş gibiydi. Gittim dedim "ama haksızlık bu ben niye böyleyim de(şişmanım da),sen niye öylesin(zayıfsın)? Gülümsedi hafiften ve bir de üstüne üstlük "benim 3. çocuğum benim hamileliklerim böyle olur" dedi. Ufff sinir oldum.O sırada arkadaşlarım gelmeye başlamıştı hastaneye herkes bir o kadına bakıyordu bir de bana. Dedim keşke bir an önce doğursa da artık insanlar fal taşı gibi gözlerle bizi kıyaslamasa.Neyse doğumda gidecekti kilolar öyle diyordu herkes yarın ben de zayıf olacaktım. Akşama kadar volta attım ben de açılma 2 cm, sıfır sancı, regl ağrısı gibi bir durum arada bir burkuluyorum o kadar. Doktor geldi "Sezeryana alıyorum sizi" dedi. Ne nasıl dememe kalmadan odada bir iğne yedim. Kafam güzeldi ameliyathaneye indiğimde. Ameliyathane de mübarek şen şakrak,cıvıl cıvıl muhabbet herkeste, Sanki doğuma değil de kahve içmeye gelmişim yanlarına."Ne güzelmiş burası ya" derken çaktılar narkozu "ay bileğim acıyor" derken gittim ben.





Kendime geldiğimde asansördeydim başımda bir hasta bakıcı adam tabletten bana bebeğimin fotoğraflarını gösteriyor. Bebeğimi ilk tablette gördüm sayesinde.Ben hiç böyle düşlememiştim onu ilk görüşümü. Bir anne bebeğini ilk tabletten görür mü yahu? Neyse sarhoş gibiyim bakıyorum ama boş boş. Bilen bilir narkozdan ayılınca saçma sapan tepkiler verirlermiş genelde insanlar. Ben de ilk saçma sapan tepkimi hasta bakıcıma vermişim;Göğüslerimi tutup adama "Süt var mı ben de?" diye sormuşum herkes gülünce adam utanmış kaçmış. Bir daha gören olmamış kendisini.

                                          Ahan da tam utanıp kaçarken yakalanmış kameralara


 Yatağıma geçirdiler, üstümü değiştirdiler, bebeğimi verdiler bana ama kafam hala çok güzel ağzımı açıp konuşamıyorum. Karnımda ki bebek çıkmış kollarıma konmuştu,şoktaydım sadece bakıyordum,incelemeye çalışıyordum,dokunuyordum. Sonra "hadi emzirelim" dedi hemşire ve emzirdim.




Ayyyy süt varmış yani ve o emiyordu işte buna çok sevinmiştim.Hemen hastabakıcı adama haber vermeliydim eheheheh :) Neyse bebeğimi yanıma koydular hemen . Doktor geldi her şeyin yolunda gittiğini söyledi ve buna benzer birçok şey anlattı tabi ben hala ayılmaya çalışıyorum hiçbir şey anlamadım bir tek en sonunda "Bir sorunuz var mı?" dedi onu idrak edebildim ve narkoz sonrası ikinci üstün saçmalama performansımı gösterdim.Doktor o kadar bebeğin sağlığını benim sağlığımı anlattıktan sonra ben ona" Bebeğin saçlarını tarayabilir miyim? diye sordum. Ve yine bana şaşıran bir surat ifadesi karşımda. Bu arada NiL şu anda 8 aylık ve hala kel. Ve herkes dalga geçiyor benle hala "Napıyon, tarıyor musun saçlarını doya doya" diye. Ama karnımdan çıkarmışlar yıkamamışlar bebeği,üstünde verniks denilen  bir tabaka var onu koruyormuş, göbeği düşene kadar yıkamıyorlarmış artık bebeleri, e tabi yıkanamayınca 3-5 tel de olsa karışık kuruşuk yapış yupuş duruyordu saçları.Takılmışım o mevzuya ben. Hem yıllar sonra doğum fotolarına baktığında evladım demez mi bana "Annne bu ne ya bir tarak vursaydınız kafama bari" diye. Anlatacağım ona ama  "Denedim kızım izin vermediler, anana güldüler, alay ettiler" diyeceğim.
Bir yandan aklımda ZaZ var sürekli. ZaZ'a baktınız mı,gezdirdiniz mi,çişini yaptı mı,kaç kere kaka yaptı,ışığı açık bırakın,suyu var mı bakın. Köpeği olanı en iyi yine bir köpeği olan anlıyordu.Canım arkadaşım o gün  ZaZ'la ilgilendiği yetmiyormuş gibi hastaneden geldiğimizde karnımız acıkır diye yemekler almış,süt yapan içecekler koymuş dolaba. Yaşasın arkadaşlar :)
Çok güzel dostlarımız var bizim bea. Ayıptır söylemesi odamızın kapısında izdiham vardı.Hemşireler kalabalığı yarıp içeri giremedik diyorlardı. NiL'i doğurduğuma ne kadar sevindiysem bütün dostlarımı orada gördüğüme o kadar sevindim. Acayip mutlu oldum herkes yanı başımızda. Gece yarısına kadar gelen giden bitmedi. Ertesi gün akşama kadar yine öyle hiç boş kalmıyordu oda  NiL'in gelişi bana ne kadar güzel dostlarım olduğunu gösterdi bir kez daha. Tabi bir hayırlı olsun diye aramayı bile beceremeyenler de vardı ,bir bebeğin dünyaya" merhaba" deyişini bile bahane edip kutlayamayan birileri yer almışsa hayatınızda yazık olmuş onlarla geçirdiğiniz zamana...
Neyse artık kimse umurumda değil odağım NiL artık. Gülen yüzüm benim o. Hastanede her şey çok yolunda ve güzeldi bir sağlık sorunu yoktu çok şükür. Tek sorun benim sezeryan dikişlerim kalkıp tuvalete gidemiyorum acıdan.Doğrulurken sanki bir kez daha yarılıyordu orası. Allahtan annemi eve yolladık da Cenk kaldı hastanede yoksa beni yataktan o ağırlığımla kaldırıp kim tuvalete götürecekti. Cenk öyle güzel baktı ki bana ve kızımıza anlatamam. Ben kendimde değildim Cenk 2 saatte bir NiL'i alıp göğsümde emzirtiyordu. Ben öyle yatıyordum malak gibi. Emindim iyi bir baba olacağından ama bu kadar yüksek performans beklemiyordum açıkçası.İkimizle de çok güzel ilgileniyordu ve halen de öyle...Aferin ona :)

İki gün hastanede kaldık  artık eve gitme vakti geldi. ya çok zorlanırsak eve gidince diye endişe ediyordum Hemşirelerden birinin kolundan tutup eve götüresim vardı. Hala şoktaydık. Evet anne-baba sıfatlarını almıştık artık ama öyle ulvi duygular uyanmıyor bir anda. Bir kendine bakıyorsun, bir bebeğe bakıyorsun, idrak etmeye çalışıyorsun, o benim mi şimdi artık ,benim kızım mı oldu,ben anne mi oldum? Evladııııım diye birşey kopmuyor bir anda böğründen,. daha çok sanki sevimli bir yavru kedi bulmuşuz da besleyip bakmak için eve götürüyoruz gibiydi o zaman ki halimiz.Ama şimdi sor; tepeden tırnağına, her hücresine kadar evladıııııııııım o benim, gülen yüzümüz o bizim. Ve artık saksı değildim ben artık anaydım,yani en çok soru sorulması gereken kişi ;)


                                                                        Hoşgeldin Aşk
                                                                           NiL Öztürk
                                                                          31 Mart 2014
                                                                              Pazartesi
                                                                                 18:00
                                                                          3.300 gr 50 cm